Namaz Büyük Emirdir...



“Ey müminler, namaz kılın…” emri ile müminleri münkirlerden ayırıp husûsî huzûr ve hizmetine davet ile şereflendiren, bütün noksan sıfatlardan berî olmakla ilâh olmağa lâyık ve müstehak olan Âlemlerin Rabbi Allahu teâlâya sevdiği ve beğendiği şekilde sayısız hamd-ü senâlar olsun.
Mir’âc gecesi madde âleminden çıkarıp, Arş-ı âzamın nice mertebe yukarılarında Habîbi ile mülâkat edip ilâhî teveccüh ile Onu bütün insan ve meleklerden fazîletli kıldı ve şerefine işâretle; Rahmet Peygamberi "sallallahü teâlâ aleyhi vessellem", Mir’âcda Rabbinden edindiği feyiz ve fazîletleri, ümmetine vermenin bir yolu olarak:
“Namaz müminin mir’âcıdır” buyurdu da, müminleri, kendisinin de kavuşmakla şereflendiği ilâhî mertebelere erişmeğe çağırdı. Ona ve emrine uyan, Âline, Eshâbına ve izlerinde yürüyenlere salât-ü selâm ve iyi dualar olsun. Müminin mir’âcı olarak târif edilen namaz, Peygamber Efendimizden (sallallâhü teâlâ aleyhi ve sellem) bin sene sonra gelen, İslâm dininin kuvvetlendiricisi ve nurlandırıcısı İmam-ı Rabbânî "kuddise sirruh" hazretleri ile Mir’âc gecesi feyizlerini, ihtiva bakımından Asr-ı Seâdetteki hakîkî namaz hâline getirildi. Suretini en güzel şekilde muhâfaza ile ma’nâ ve hakîkatinde bulunan sırları ortaya çıkardı. Ya’nî namazın güzelliğinin, îmanın güzelliği gibi zâtî ve aslî [kendinden] olduğu, uzun asırlar boyunca örtülmüşken, bu defa İmam-ı Rabbânî hazretleri "kuddise sirruh" ile Resûlallah’ın "sallahü teâlâ aleyhi vessellem" asrındaki hâline geldi.
Namaz emrinin idrâki, kullukla bir olduğunun izâhı, rubûbiyyet ve ubûdiyyet ma’nâlarının birleştiği bir ibâdet olmasıdır. İftitah tekbiri ile en yüce ve mukaddes huzûra girerken, dünya, hattâ âhiret düşüncelerini geriye atıp, Allahu teâlânın hususî huzûr ve hizmetinde, sadece Allahu teâlâ ile olmak ve bu huzûrda riâyeti vâcib olan edeblere, niyyet ve iftitah tekbiri ile birlikte olan ahdinde durmak ve sırası ile kıyâm, kırâat, rukû’, sücûd ve teşehhüdden oluşan en mükemmel hürmet ve kulluk ma’nâsını taşıyan namaz ibâdetini o huzûrdan selâmla ayrılıncaya kadar, bütün inceliklerine dikkat ederek bitirmektir. O halde hakîkî namaz kılmağa çalışanlara müjdeler, mutluluklar olsun. Namaz kılmayanların içlerine Hak teâlâ namaz sevgisi versin.
Namazda dünyayı, daha doğrusu gayrullahı ne kadar bırakırsak, o kadar Hak ile oluruz. Tersi de doğrudur. Ya’nî ne kadar Hak ile olursak, o kadar gayrullahdan uzak oluruz. Birincisinde sülûke, ikincisinde cezbeye işâret vardır. Cezbe yolu ise, Nakşî-Müceddidî tarikatının esasıdır.
Nitekim buyurmuşlardır:

Kimin kalbinde var ise Allah,
İki cihandadır muîni Allah,
Kimin kalbinde varsa gayrullah,
İki cihandadır hasmı Allah.


Bir kalbde hem Allahu teâlâya hem de dünyaya muhabbet olmaz. Zıt şeyler bir arada bulunmaz. Onun için, namaza girerken iftitah tekbiri ile dünya, hattâ âhiret de geriye atılmaktadır, dedik. Tâ ki, bir kul ve Rabbi kalsın ve kul Rabbinin huzûrunda muhabbetle ma’nevî hâllere ve feyizlere dalsın. Kendinin varlığını da unutup, rûhânîleşsin ve aslı olan ruhuna rücû’ etsin de, o esnâda, görmediği güzellikleri kalb gözüyle görsün, hiç duymadığı güzel sesleri gönül kulağı ile işitsin, almadığı kokuları can burnu alsın, haberi olmadığı büyük ni’metlere erişsin de, suretten ma’nâya, ma’nâdan hakîkate kavuşsun.
Namaz, Allahu ekberle azamet ve kibriyâ-i ilâhîyi kabûl ve teslîm, sübhâneke ile tenzîh, kırâat-ı Kur’ân ile huzûr-i ilâhîye lâyık edebi gözetmek, rukû’, sücûd ve teşehhüdle Zül Celâli vel-ikrâmın hıdmetinde, hakîkî seâdet vesilesi olan nefsini aşağılamak, ona hiç sevmediği zilleti ve hakareti ve hiç hoşlanmadığı acıları tattırarak, kalb ve ruh tarafını takviye etmekten ibâret, nerede ise îman ve muhabbetle eşdeğer seviyede, kalbî ve bedenî bir ibâdettir.
Namaz insanın bütün varlığını aydınlatan bir ışık, bütün hücrelerine işleyen bir kuvvet, ruhun hattâ bedenin lezzet kaynağı ve şükür ifâdesidir.
Bu vesîle ile hepinize iki dünya seâdetleri diler, hüsn-i hatimeye ve âhiret seâdetine dualarınızı istirham ederim.

Namaz cândır, cân ile kılmak gerek,
Namazda kul rabbiyle olmak gerek,
Girerken dünyaya elveda’ edip,
Bitirdikte tertemiz çıkmak gerek.


Süleyman Kuku (A. Fârûk Meyân)
"rahmetullahi teâlâ aleyh"

Yorumlar