Selimiye Camii:
Edirne’de Sultan ikinci Selim adına Mimar Sinan tarafından yapılan bu câminin yapımı 6 yıl (1569-1575) sürdü. Koskoca câmiyi tek bir kubbeyle örtmeyi başaran Mimâr Sinan, Selimiye İçin: “Ustalığımın eseridir” der. Cami dört minarelidir. Minarelerin kubbeye yakınlıkları ma’bede ayrı bir güzellik verir. Şu güzel şiire ilham kaynağı olan bu eşsiz câmi’ Osmanlı Türk mimarisinin en güzel örneğidir.
SELİMİYE...
Selimlerden kalma muhteşem mirâs,
Sinan’lardan kalma şanlı hediye;
Kuvvetin turası, sanatın mührü,
Kubbeler kubbesi bir Selimiye.
İşte târih, işte batıyla doğu...
Görenler, göstersin böyle bir kuğu!
Onu günler tanır, geceler tanır,
Dal gibi ince dört minaresinden.
Sanırlar ki toprak ananın sütü,
Fışkırır toprağın fıskiyesinden.
İlhâmın, emeğin pîri, ne yaman
Bilmeceler koydu taşlar altına:
Nesiller hayrân, asırlar hayrân
Bu kurşun, bu mermer saltanatına!
Dikmişler vererek, sanki, el ele
Selim’le Sinan,
Şu dalga dalga
Dağların önüne bir dalgakıran!
Ben böyle gördüm,
Torunum da seni böyle görecek;
Dışarda kurşunun kovan, içerde
Mermerin petek.
Söyleyin zemâne yolcularına;
Ey Çiftekumrular, ey güvercinler:
Şu tepeye konmuş nazlı kuğuyu;
Ürkütmesinler!
Oynamasın Altıntop’un, yerinden..
Kaldı Edirne’nin altın devrinden.
Duvarlar, sütunlar ve minâreler,
Başlıbaşına bir eser, herbiri..
Duvarlar, sütunlar ve minâreler,
Duruyor taptaze, dimdik, dipdiri!
Ne bir el sürçmesi, ne de bir yanlış..
Ki en ufak zerre, kımıldamamış.
Kıl kadar ileri, kıl kadar geri...
Her parça beğenmiş konduğu yeri.
Uzaklara bakan şu tepe bile
Sinan’ın eliyle çatılmış gibi...
Ve üzerindeki âbidenin her
Taşı, terâziyle tartılmış gibi.
Çağlayan gibisin ey Selîmiye:
Mermerler, ışıklar köpüklerindir...
Çağıran bir elsin, ki şerefeler
Yüzüklerindir.
Yandı kandillerin, yazıldı mahyan...
Yine pırıl pırıl kuruldu sofran;
Yüreklerimizi yıkadı billûr
Avîzelerinden içtiğimiz nûr.
Köyümün kızları, buhurdanına
Yürekler koymaya geldi uzaktan
Ve çiçek açtı
Mermerde, mermeri öpen dudaktan.
Bildik çinilerin körpeliğinde
Konuşan dili:
Mâvi Akdeniz
Mâvisiydi; yeşil, Kıbrıs yeşili.
Eski Edirne’yi ben, adım adım,
Ararken Edirne sokaklarında
Anladım bildim ki şahdamarlarım,
Vurur senin mermer şakaklarında.
Seller, zelzeleler ne derse desin;
Sen, yine, o eski Selimiye’sin!
Fakat —tarihime, adıma yazık!
—Ben ne Selim, ne de Sinan’ım artık!
Kükreyen, şahlanan, koşan, atılan
O mutlu’ yiğitler, o mutlu îmân,
Sınırlar aşmayı kuşlardan değil,
Öğrenirdi senin ezânlarından.
Ne bilsin Selim’ler, ne bilsin Sinan,
Ki avlun bu kadar küçülecekti...
Ey ilâhî kubbe; sana avlu, bir
Kıta gerekti!
Arif Nihat Asya

Yorumlar
Yorum Gönder